Neler yeni

Sükut-u Hayalden Öte

Konu Bilgileri

Konu Hakkında Merhaba, tarihinde Edebiyat kategorisinde IfeelLikeAreplechaun tarafından oluşturulan Sükut-u Hayalden Öte başlıklı konuyu okuyorsunuz. Bu konu şimdiye dek 104 kez görüntülenmiş, 0 yorum ve 0 tepki puanı almıştır...
Kategori Adı Edebiyat
Konu Başlığı Sükut-u Hayalden Öte
Konbuyu başlatan IfeelLikeAreplechaun
Başlangıç tarihi
Cevaplar
Görüntüleme
İlk mesaj tepki puanı
Son Mesaj Yazan IfeelLikeAreplechaun

IfeelLikeAreplechaun

Co-Admin
Yönetici
4 Nis 2020
1,829
113
Anılardı peşini bırakmayan. Memnuniyetsizlikti aklındaki planlarına gölge olan. Bir türlü mutlu olamaması… Geçmişinin kırıntıları kalmıştı ruhunun unutulmuş bir köşesinde.Onu hasta eden yorgunluğunun bitmeyen işkencesiydi. Yerinden kımıldayamıyordu. Ne sorulan sorulara cevap veriyordu, ne de bir tepki gösteriyordu etrafında toplaşan, belki de empati kurmaya çalışan hasta ruhlu insanlara. Yüzündeki ifade kadının, mermerden daha sert ve daha soğuk; konuşması ise hayalden öte…


Düşlerinde gezdiği yerleri ne zaman görecekti? Normal insanlar gibi ne zaman ayakları dile gelecek, parmak uçları yerden yükselecekti? Hareket etmek, nefes almak kadar zor muydu? Anlamlandıramadığı sorular, bir sorun olarak karşısına çıkmış; kadını yalnızlığın kucağına atan olmuştu. Aslında birisi vardı: Sükût… Sükût’tu kadını yalnız bırakmayan, kadının dilindeki tüyleri bir bir yolan… Başının etrafında dönen sivri sineklerin vızıltısı kadını rahatsız etmiyordu. Çünkü kalabalığın içinden çekip çıkarmak istediği Sükût’un sahibi oydu.


Sükût, sabah yedi sularında kadını ziyaret eder; gece ise saat on bir gibi kadının alnına bir öpücük kondurarak ayrılırdı rutubeti ağır odadan. Ayak parmak uçlarına basarak yürürdü Sükût. “Bizim işimiz sakinlik,” derdi. Sükûttu kişileşen, karaktere bürünen, yol gösteren. Sükût’un yalnızca uyku vaktine kadar kalması rahatsız edici bir durumdu kadın için. Neden geceleri ayrılırdı Sükût, nam-ı diğer Sıhhat? Utanç ve şüphenin birleşmiş olduğu kör noktada, sanki bir saat ayarında, zamandan çalınan “tek bir gece” kadının endişelerini ve korkularını deniz dibindeki kaygan kum taneleri rahatlığına dönüştürmeye yetecekti oysaki… Kalp ağrısıyla uyanmayacak, dişlerini geceleri sıkıp kanatmayacaktı kadın. Kendisiyle olan savaşı bitirecek bir tek geceydi istenilen… Çığlıklar, gözyaşları ile boğulurken yediği iğne bayıltırdı kadını acıdan.


İkindi vaktinde dışarıdan gelen çocuk seslerini duydu kadın. Yağmur damlaları yarım saat penceresini yıkadı. Şimşek çaktı, odası aydınlandı. Korkmamıştı. Çocuklar dışarıdaydı. Bir ihtimal okuldan gelme saatleri olacaktı. Kadın pencereye doğru yanaşırken, bir yandan da yüzündeki kırışıklara doğru götürdü elini. Elmacık kemiklerinden alnına parmak uçlarıyla yüzünün üzerinden geçti. Kendi çocukluğundan bir anıyı hatırladı. Gökkuşağına dalan gözleri yüzünden okul servisini kaçırdığı zamanı anımsadı. Geçmişti.


Vazo gök gürültüsünden aldığı bir darbeyle titredi olduğu yerde. Çatladı. Kadın aldırışsızdı. Yenisini almayacağı belliydi. Ama yine de bekledi vazonun düşüp kırılmasını. Bir ses… bir ses olacaktı odada. Kendisinden başka bir ses…


Dış ve iç kapı anahtarlarını parmaklarının arasına aldı. Şıkır şıkır bir ses içini gıdıkladı. Çöpü atmak için sokağa adım attığında gördü çöp konteynırının yanındaki yapboz parçalarını. Birer birer topladı önce. Rüzgarın çimenliklere savurduğu kutunun içine tek tek koydu sabırla. Cebinden çıkardığı mendille tuttu kutuyu sonra. Sağ koluyla göğüs hizasına getirerek kavradı yapboz kutusunu. Yavaş yavaş yürüdü. Sarı apartmana girdi, dolambaçlı merdivenlerin korkuluklarına tutunarak çıktı. Saydı merdiven basamaklarını. Bir, üç, dört, altı, yedi, dokuz, on dört, on altı, yirmi iki… Sonunda otuzuncu basamakta durdu. Belinin ağrısını, ayaklarının zonklamasını hissetti. Ağız tarafından aşağıya doğru bir çekiliş gerçekleşti, somurttu.


Yatağının üstüne oturdu. Çekyatın ayakları gıcırdadı. Cızzz sesi kulaklarını çınlattı. Sıkıca tuttuğu yapboz kutusunu yatağın üstüne bıraktı kadın. Sehpanın üzerindeki fesleğen saksısının kenarındaki ıslanmış bezi eline aldı. Kutunun üstünü güzelce sildi. Yapbozun üstünde resim dikkatini çekti. Mavi önlüklü bir erkek çocuğu ve bir yaşlı kadın vardı yapbozun üzerinde betimlendiği üzere. Çocuğun sağ elinde bir papatya demeti, sol elinde mürekkepli bir kalem vardı; yaşlı kadının sağ elinde kırmızı bir duvar saati, diğer elinde ise kırık bir ayna vardı. Açtı kutuyu kadın, döktü içindekileri ansızın.


Şimdi bir yapboz vardı kadının ellerinde, bir o kadar da yattığı çekyatın üzerinde. Yattığı yerde, binbir parçaya ayrılmış yapboz… Sükût gündüz yardım etse de bitmeyecek bir oyuna kendini kaptırdı. Yapbozun bazı parçaları zamanın kölesi olup arkada kalmıştı. Eşsizdi, görünmez olmuştu. Hep bir şey eksikti, belki de yitik… İnsan istese de tamamlanamazdı…


Öznur Derya Değirmencioğlu
 

Bu içeriği görüntüleyen kullanıcılar (Kullanıcı: 0, Ziyaretçi: 1)

Üst